Türkiye çok hızlı
değişiyor. Yeni yılın ilk günlerinde bu değişimi kuşbakışı görebileceğimiz bir
araştırma yayınlandı. Konda araştırma şirketinin 2008 ve 2018 yıllarında
yaklaşık 6 bin kişi ile 40 ilde yaptığı hayat tarzı araştırmalarının
karşılaştırılmasının verilerinden bazı ipuçları yakalamak mümkün. Öncelikle
yaşanılan fiziksel mekânda çok önemli bir değişimi görebiliyoruz: Metropolde
yaşayanların oranı yüzde 42’den 48’e ve kentte yaşayanların ise yüzde 24’ten
35’e çıkarken; kırda yaşayanların sayısı yüzde 34’ten 16’a düşmüş. Bunun yanı
sıra, müstakil evde oturma oranı da yüzde 60’tan yüzde 30’a düşmüş, yani yarı
yarıya azalmış. Apartmanda yaşama oranı yüzde 33’ten yüzde 59’a çıkmış ve doğal
olarak da hanelerdeki yaşayan insan miktarı azalmış. Ancak dikkat çeken
ayrıntı, insanların ev sahipliği oranının aynı şekilde azalması. Yani insanlar
kente taşınırken, mülksüzleşmişler. Kırların, tarımdaki tahribatla ve doğal
alanların betonlaşması ya da tarımsal alanların kentsel alana dönüştürülmesi
ile yok olması demek bu aynı zamanda. Tarımsal faaliyetlerin bugünkü haline
dönüşümü ile elde edilen tarımsal ürünlerin azalması, bugünlerde ithal edilen
gıda ürünleri ve dövize bağlı hale gelen hayatlarımızı/besinlerimizi/bütçemizin
ilişkisini deneyimliyoruz zaten. Ayrıca tarımsal faaliyetten çekilen nüfus da
kentlerde işsizler ordusuna dahil oluyorlar kuşkusuz.
TÜİK (Türkiye
İstatistik Kurumu) rakamlarına göre, kadınların azalıyor da olsa hala yüzde
28’i tarımsal faaliyette çalışıyor. Çalışan kadınların yüzde 56’ı ise hizmetlerde
sektöründe karşımıza çıkıyor. Erkeklerde ise durum biraz daha farklı: 2018
rakamlarına göre, erkeklerin yüzde 15’i tarımsal faaliyette iken, yüzde 22’si
sanayi, yaklaşık yüzde 10’u inşaat ve yüzde 53’ü hizmetler sektöründe
çalışıyor. Konda araştırmasında ise görüşme yapılan kişilerin ekonomik faaliyet
alanları, şöyle değişmiş: işçilerin oranı yüzde 10’dan 8’e, çiftçiler yüzde
10’da 3’e ve ev kadınlarının (kadınlar arasında) yüzde 33’ten 26’ya düşerken;
esnaflık yapanlar, özel sektör ve kamu sektöründe çalışanların oranları artmış.
Hayat şartlarının giderek zorlaşması, tarımsal faaliyetlerin düzenli hayatı
mümkün kılacak süreklilikten uzaklaşması ve kentsel hayatın her alanı
piyasalaştıran yapısı ile daha kötü şartlar vaat etse bile kişiler yaşamak için
“emek piyasasına” girmesi şart haline geliyor.
Bu oranlar Konda
araştırmasında kadınların kıyafetlerini özgürce giyebilmek, makyaj yapmak veya
çalışmak için erkeklerden izin almamak konusunda son 10 yılda nasıl ilerleme
kaydettiği ile tutarlı veriler. Ancak TÜİK istatistiklerine göre kadınlar ile
erkekler arasında cinsiyete dayalı gelir farkı da bulunuyor. Kadınlar hangi
eğitimden geçerlerse geçsinler veya hangi işte çalışırlarsa çalışsınlar
erkeklerden yüzde 10 ile 20 arası eksik kazanıyor. Kadınların çalışmaları
erkeklerin iznine bağlı olmadığı hallerde dahi, evdeki bakım yüklerinin nasıl
paylaşıldığı ile doğrudan ilişkili. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi’nin
açıkladığı verilere göre 110’u göçmen ve 65’i çocuk olmakla birlikte 1923
işçinin çalışırken, alınmayan tedbirler yüzünden hayatını kaybettiğini de not
etmeliyiz. Çalışma hayatı son 10 yılda sermaye için gül bahçesi haline
gelirken, emekçiler için mayın tarlası neredeyse.
Konda’nın
araştırmasında başka ilginç noktalar da var. Örneğin, Türkiye’de gündemi takip
etmek için insanların gazete ve TV yerine sosyal medyayı kullandığı ortaya
çıkmış. Gazete okuma oranı yüzde 61’den yüzde 26’ya düşmüş örneğin. Sosyal
medya kullanımı ise yüzde 38’den yüzde 72’ye çıkmış. Bir diğer ilginç veri ise
AKP’nin dindar ve kindar nesil yaratma iddiasının başarısızlığı ile ilgili.
Dindarlık oranı, kişisel ibadetleri yerine getirme oranı gibi düşerken;
kitlesel ibadetleri yerine getirme oranında artış var. Aynı zamanda kendini din
ile tanımlamayanların oranı da yükselmiş. Bu anlamda kişilerin kentsel veya
ticari yaşamda itibarı nedeniyle iştirak ettiği kitlesel ibadetlerin bu anlamda
“gösteri” haline geldiği anlaşılabiliyor. AKP’nin yarattığı, dünyanın diğer
yerlerindekine benzer şekilde yamultulmuş gerçekler üzerinden yeniden yazılan
hakikat sistemi, otoriterliğinin de dayanakları bu anlamda. Sadece
“vatan-millet-sakarya” ile değil “cami, inşaat ve ticaret” ile oluşan yeni
sistem, gerçekler granit duvarların içinde her yankılandığında yeniden
sarsılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder